Özgüleme Nedir?
Özgüleme nedir sorusunun cevabı miras hukukunda ve mal rejimi tasfiyesinde bulunmaktadır. Özgüleme, bir malvarlığı değerinin mülkiyetinin mirasçılardan birine bırakılmasıdır. Özgüleme kendiliğinden gerçekleşmez. Özgülemenin gerçekleşebilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç vardır. Özgüleme mirasçının miras payına mahsuben yapılır.
Eşlerden birinin ölümü sonrasında, birlikte kullandıkları evin mülkiyetinin sağ kalan eşe özgülenmesi mümkündür. Bu özgülemeden ancak sağ kalan eş yararlanabilir. Ortak konutun alt soya ya da üst soya özgülenmesi mümkün değildir. Miras paylaşılmadığı sürece ortak konutun özgülenmesi mahkemeden talep edilebilir. Miras hukuku mirasçılar arasında bir eşitlik öngörmesine rağmen aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesi bunun istisnalarından biridir. Aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesindeki amaç; sağ kalan eşin önceki hayat şartlarına uygun yaşamasını sağlamaktır. Mahkeme tarafından özgüleme kararı verilmesi sonrasında tapu sağ kalan eş adına kayıt ettirilir.
Miras Hissesinin Özgülenmesi
Sağ kalan eşin miras payına karşılık birlikte yaşanılan konutun özgülenmesi Türk Medeni Kanununun 652 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Mahkeme tarafından özgülemeye karar verilebilmesi için aile konutunun ölen eş adına kayıtlı olması gerekir. Eşlerin birlikte yaşadıkları konut eğer bir başkasına ait ise bu taşınmaz için özgüleme talebinde bulunulamaz. Eğer eşlerin birlikte kullandıkları birden fazla ev varsa, özgüleme talebi ancak bir tanesi için mümkündür. Birden fazla konutun hep birlikte özgülenmesi talebi mahkeme tarafından reddedilecektir. Eşler zaman zaman iş ve seyahat sebebi ile farklı konutları kullanmış da olabilirler. Eşler yazları ayrı kışları ayrı bir konutu kullanıyor olsalar da özgüleme talebi ancak evlerden biri için kullanılmalıdır. Özgüleme sonucu aile konutunun mülkiyeti sağ kalan eşe ait olur. Haklı sebeplerin varlığı halinde konut üzerinde intifa hakkı kurulmasına da karar verilebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2012/16773 Esas, 2013/10896 Karar
Davacı, tereke malları arasında bulunan aile konutu ve ev eşyası üzerinde miras hakkına mahsuben kendisine oturma ve kullanma hakkı tanınmasını istemiş, mahkemece, eşlerin birlikte yaşadığı (40) parsel sayılı taşınmazdaki (7) nolu bağımsız bölüm üzerinde davacıya oturma hakkı ve ev eşyası üzerinde de kullanma hakkı tanınmasına karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Oturma hakkı, intifa hakkının özel bir türü olup, hak sahibine bir binadan veya onun bir bölümünen konut olarak yararlanma yetkisi verir. Bu hak başkasına devredilemez ve hak sahibinin mirasçılarına da geçmez (TMK.m.823/1-2). Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır (TMK.m.823/3). İntifa hakkı gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü ile sona erer (TMK.m.797/1).
Türk Medeni Kanununun 652’nci maddesi gereğince; eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebepler varsa, sağ eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir. Kanun, aile konutu ve ev eşyası üzerinde, sağ eşe mülkiyet veya bunun yerine intifa ya da oturma hakkının, miras hakkına mahsuben tanınabileceğini hükme bağladığına göre, özgüleme, ister mülkiyet hakkı, isterse bunun yerine intifa veya oturma hakkı tanınması şeklinde olsun, karşılıksız olmayıp, “miras hakkına mahsuben” olacaktır. Bu şekilde özgüleme o malla ilgili paylaşmanın hukuki sonuçlarını hasıl eder ve paylaşma hükmündedir. Başka bir ifade ile özgülemeye karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesiyle o mal üzerindeki birlikte mülkiyet hali sona erer. Öyleyse özgüleme aile konutu üzerinde oturma hakkı, ev eşyası üzerinde de intifa hakkı tanınması suretiyle olacağına göre, bu hakkın ölümle sona ereceği dikkate alınarak sağ eşin, tahmin edilen kalan yaşam süresine göre oturma hakkının peşin sermaye değerinin bu işlerden anlayan bilirkişi eliyle tespiti, bu değerin davacının taşınmaz ve ev eşyası üzerindeki miras hakkının saptanacak kıymetinden fazla olması halinde, fazlasının, davalılara ivaz olarak ödenmek üzere davacıya nakit olarak depo ettirilmesi, bundan sonra karar verilmesi gerekir. Bu yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Özgüleme Miras Payını Aşarsa Bedel Ödenmesi Gerekir.
Özgüleme yapılacak aile konutunun değeri ve özgüleme talebinde bulunanın miras payına düşen değer bilirkişiye hesaplatılmalıdır. Eğer özgüleme talep eden sağ kalan eşin miras payı aile konutunun değerini karşılamaya yetmiyorsa tespit edilen bedeli ödemek için kendisine süre verilmelidir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2017/1210 Esas, 2021/673 Karar
Dava, aile konutunun miras hakkına mahsuben sağ kalan eşe özgülenmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin eşi Mehmet’in 07.08.2007 tarihinde vefat ettiğini, miras bırakan ile müvekkilinin dava konusu 86 ada 10 parsel sayılı taşınmazda bulunan evde birlikte ikamet ettiklerini, dava konusu aile konutunun TMK’nun 652. maddesi gereğince sağ kalan eşe özgülenmesi hususunda mülkiyet hakkı tesisini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Medeni Kanunumuzun ilgili hükmü ile eşlerin birlikte yaşadıkları konut ve kullandıkları bu eşyalar ile ilgili olarak sağ kalan eşe mal rejimi hükümleri dışında mirastan bir takım haklar tanımıştır. Mal rejimi ne olursa olsun, sağ kalan eşe tereke malları arasında bulunan aile konutu ve ev eşyaları üzerinde yasal miras payına mahsuben mülkiyet hakkı, eğer haklı nedenler varsa mülkiyet yerine oturma veya intifa hakkını isteme olanağı getirmiştir. Ancak bu özgüleme ve alım hakkı bedelsiz değildir. Eğer eşin mirastan payına düşen miktar aile konutunun değerini karşılamıyorsa, eş miras payı dışında kalan aile konutunun değerini ödeyerek onun mülkiyet hakkını talep edebilecek, bakiye değeri ödeyecek gücü yok ise aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı talep edebilecektir.
Bu madde gereğince, eşin miras hakkına mahsuben aile konutunun kendisine özgülenmesini talep etmesinde, öncelikle mülkiyet hakkı talebinin değerlendirilmesi gereklidir. İntifa hakkı tanınmak suretiyle özgüleme için haklı sebeplerin varlığını aramak gerekmektedir.
Somut olayda, öncelikle davacıya dava konusu konutun miras bırakan ile birlikte kullanılan aile konutu olduğuna dair tespit hükmü almak üzere süre verilerek açılan davanın sonucunun beklenmelidir. Dava konusu yerin aile konutu olduğunun tespiti halinde terekeye dahil tüm malvarlığının parasal değeri bulunarak davacının miras payına düşen miktarın hesaplanması gerekir. Davacının miras payına mahsuben aile konutunun özgülenmesine karar verilecek ise davacının ödemesi gereken tutarın belirlenerek bu miktarın depo ettirilmesi sağlanmalıdır. Şartların bulunması halinde intifa hakkı tanınmak üzere intifa bedeli uzman bilirkişiye tespit ettirilerek intifa bedeli olarak hesaplanan miktarın depo ettirilmesi sağlanmalıdır. Bu şekilde yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mal Rejimi Tasfiyesi Alacağına Karşılık Özgüleme
Mal rejimi tasfiyesi alacağı için de aile konutunun özgülenmesi mümkündür. Özgülemenin gerçekleşmesi için aile konutunun 01.01.2002 tarihinden sonra satın alınmış olması gerekir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2011/3715 Esas , 2012/1124 Karar
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacı ile ortak miras bırakanın evlilik birliği içinde edindikleri ve 35 yıl boyunca birlikte yaşadıkları 2017 ada 36 parsel sayılı taşınmazın miras bırakanın 06.04.2008 tarihinde ölümü ile davacılar ve davalıya intikal ettiğini, taşınmaz aile konutu niteliğinde olup, davacının hayatının geri kalan kısmını bu konutta geçirme arzusunda olduğunu açıklayarak lehine intifa hakkı tesisine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, TMK 240. maddesi gereğince katılma hakkına mahsuben taşınmazın davacıya özgülenmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ve ortak miras bırakan 25.03.1953 tarihinde evlenmiştir. Miras bırakanın 06.04.2008 tarihinde ölümü ile evlilik birliği sona ermiştir. (TMK.m.225/1). Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı Türk Medeni Kanununun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı”, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği miras bırakanın ölüm tarihi olan 06.04.2008’e kadar 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal ”edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir.
Dava konusu 2017 ada 36 parsel 06.05.1980 tarihinde ölen eş adına satın alma suretiyle tescil edilmiştir. TMK 240. maddesi uyarınca sağ kalan eş; eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup, birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise, bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkının tanınmasını isteyebilir. Davacı eş yararına aile konutu üzerinde intifa hakkının tanınabilmesi için maddede yazılı diğer koşulların yanında sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması ve aile konutunun 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş olması gerekmektedir. Zira intifa hakkı ancak katılma alacağı hakkına mahsuben talep edilebilir. Ne var ki; uyuşmazlık konusu taşınmaz 06.05.1980 tarihinde eşler arasında 743 sayılı Türk Medeni Kanununun 170. maddesi gereğince mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu tarihte edinilmiştir. Davacı eşin, bu dönem bakımından katılma alacağından söz etmek mümkün değildir. Çünkü eşler arasında, evlendikleri 25.03.1953 tarihinden, 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Sözü edilen dönemde; bir eş ancak diğer eşin edindiği mala para veya parayla ölçülebilen maddi katkısının olduğunu kanıtlaması halinde katkı payı alacağını isteyebilir. 743 sayılı TKM.nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde 4721 sayılı TMK.nun 240. maddesi gibi benzer bir hüküm mevcut değildir. Söz konusu aile konutu 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiş olup, TMK.nun 219. maddesi kapsamında sayılan edinilmiş mallardan sayılmadığından somut olayda; edinilmiş mallar hakkında uygulanması gereken TMK.nun 240. maddesi ile paylaşmalı mal ayrılığında uygulanması gereken TMK.nun 255. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Diğer bir söyleyiş ile, TMK.nun 240. maddesi ancak 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen aile konutu hakkında uygulama olanağı bulur. Şu halde, saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.