Hemen Ara
WhatsApp
Miras Hukuku

Devletin Mirasçılığı

10 Eylül 2026 7 dk okuma

Hukuk düzenlerinde mülkiyet ilişkilerinin sürekliliğini sağlamak ve ölüm sebebiyle terekenin sahipsiz kalmasını önlemek esastır. TMK uyarınca, bir kimsenin mirasçı bırakmaksızın vefat etmesi ve terekesinin hukuken sahipsiz kalması kabul edilmez. Kanun koyucu, bu doğrultuda belirli koşulların varlığı halinde devlete yasal mirasçılık sıfatı tanımıştır. Türk Medeni Kanunun 501. maddesinde belirtildiği üzere, yasal mirasçı bırakmadan vefat eden kişilerin
mirası devlete geçmektedir. Devletin mirasçılığı, asıl mirasçıların bulunmadığı durumlarda devreye giren tamamlayıcı bir mekanizmadır. Devlet, miras bırakan ile arasında kan bağı olmamasına rağmen, kanunun doğrudan tanıdığı yasal statüyle mirasçı olmaktadır.

Devletin Yasal Mirasçı Sıfatını Kazanmasının Koşulları

Mirasın devlete intikal edebilmesi için belirli şartların gerçekleşmesi zorunludur. İlk olarak, ilk üç zümrede hiçbir yasal mirasçının bulunmaması gerekir. Mirasçılar bulunsa dahi mirastan yoksunluk, çıkarılma, feragat veya ret gibi sebeplerle sıfatlarını kaybetmişlerse bu şart gerçekleşmiş sayılır. Ayrıca miras bırakanın evlat edindiği kişinin varlığı, birinci zümre mirasçısı kabul edildiğinden devletin mirasçılığını engeller.

İkinci olarak, miras bırakanın ölümünde sağ kalan bir eşinin bulunmaması zorunludur. Eş, miras payı kanunla güçlü şekilde korunan üstün bir yasal mirasçıdır. Eşin varlığı durumunda, üçüncü zümre başları ve onların çocukları dahi ölmüş olsa, eş terekenin tamamına hak kazanacağından devlete miras payı kalmaz.

Üçüncü olarak, miras bırakanın geçerli bir ölüme bağlı tasarrufla terekesinin tamamı için bir mirasçı (atanmış mirasçı) tayin etmemiş olması şarttır. Devlet, saklı paylı bir mirasçı olmadığı için miras bırakan ilk üç zümrede mirasçısı olmadığı takdirde terekesinin tamamı üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Eğer miras bırakan terekesinin sadece bir kısmı için mirasçı atamışsa, kalan kısım yasal mirasçı sıfatıyla devlete intikal edecektir.

Dördüncü olarak, mirasçının tespiti amacıyla yasal ilan sürecinin işletilmesi zorunludur. TMK m. 594 uyarınca, mirasçıları bilinmeyen terekelerde sulh hâkimi, mirasçı olabilecek kişileri haklarını bildirmeye davet etmek üzere iki kez ilan yapmakla yükümlüdür. Son ilandan itibaren bir yıllık yasal bekleme süresi öngörülmüştür. Bu süre içinde hiçbir mirasçının başvurmaması ve hâkimin de resen bir mirasçı tespit edememesi halinde miras devlete geçer.
Ancak devletin mirasçılığı, ilan süresinin bitimiyle değil, mirasbırakanın ölüm anından itibaren geriye etkili olarak gerçekleşir.

Defter Tutulması ve Devletin Sınırlı Sorumluluk Rejimi

Devletin yasal mirasçılığının hukuki sonuçları, diğer yasal mirasçılara kıyasla iki alanda farklılık göstermektedir. Bunlardan ilki resmi defter tutma yükümlülüğü, ikincisi ise tereke borçlarından sorumluluk sınırıdır.

Mirasın devlete geçmesi durumunda sulh hâkimi herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın terekenin resmi defterini resen (doğrudan) tutmakla yükümlüdür. Bu defter tutma sürecinde alacaklılar ve borçlular ilan yoluyla çağrılarak haklarını bildirmeye davet edilir. Diğer yasal mirasçılar miras bırakanın borçlarından şahsen ve tüm malvarlıklarıyla sınırsız olarak sorumlu iken, devlet için son derece koruyucu bir sorumluluk rejimi öngörülmüştür.

TMK m. 631/2 uyarınca devlet, sadece resen tutulan deftere yazılmış olan borçlardan ve yalnızca miras yoluyla edindiği tereke değerleri ölçüsünde sorumludur. Miras bırakanın alacaklıları, devletin kendi öz malvarlığına başvuramazlar; alacaklarını ancak devlete intikal eden tereke mallarından tahsil edebilirler. Bu düzenleme,
devletin borca batık terekeler yüzünden kamu zararına uğramasını engellemek amacıyla getirilmiştir.

Mirasın açıldığı anda mirasçının yaşayıp yaşamadığı belirsiz ise o mirasçının payı mahkeme tarafından resmen yönetilir. TMK m. 588 uyarınca, sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya miras payı on yıl süreyle resmen yönetilirse ya da bu yönetim süresi içinde o kişinin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin talebi üzerine mahkemece bu kişinin gaipliğine karar verilir. Gaiplik kararının verilmesi için yapılan ilan süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa, gaibin mirası doğrudan devlete intikal eder. Devlet, gaibin mallarını teslim
alırken teminat göstermekle yükümlü değildir ancak sonradan asıl hak sahiplerinin ortaya çıkması durumunda malları geri vermekle mükelleftir.

Sulh hâkimi tarafından yapılan ilanlara rağmen bazen asıl hak sahiplerinin gıyabında terekelerin devlete intikal ettirildiği görülmektedir. Bu gibi durumlarda, asıl yasal mirasçıların mülkiyet haklarını korumak adına başvurabilecekleri yollar büyük önem taşır. Bu konuya ışık tutan en güncel emsal kararlardan biri, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.11.2025 tarihli, 2025/149 Esas ve 2025/5365 Karar sayılı ilamıdır. Söz konusu davaya konu olayda, İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan değerli bir taşınmazın maliki olan  1997 yılında Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen bir veraset ilamına dayanılarak, geride mirasçı bırakmadığı gerekçesiyle; son mirasçı; sıfatıyla Hazine adına tescil edilmiştir. Hazine adına tescil işlemi 2015 yılında tapuda resmiyet kazanmıştır. Ancak asıl yasal mirasçılar, 2015 yılında İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde Hazineye karşı bir verasetin iptali davası açmışlardır. Yapılan yargılama sonucunda, Hazinenin tek ve gerçek mirasçı olmadığı, davacıların murisin gerçek yasal mirasçıları olduğu kanıtlanmış ve Hazine adına düzenlenen ilk veraset ilamı iptal edilerek gerçek mirasçılık tablosu kesinleşmiştir. Bu iptal kararı 2022 yılında kesinleşmiştir. Gerçek mirasçılar, veraset ilamının iptalinin ardından Hazine adına yapılan tapu tescilinin; yolsuz tescil; niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası ikame etmişlerdir. Davalı Hazine vekili ise miras sebebiyle istihkak davası sürelerinin ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, Hazinenin tesciline dayanak olan veraset ilamının iptal edilmesiyle birlikte Hazine adına oluşan tescilin;yolsuz tescil; niteliği kazandığını kabul etmiştir. En önemlisi, Yargıtay tarafından da onanan kararda, yolsuz tescile dayalı tapu iptal ve tescil davalarının herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği net bir şekilde hükme bağlanmıştır.

Miras bırakan, dilediği tüzel kişi gibi devleti de ölüme bağlı tasarrufla mirasçı atayabilir. Devletin iradi mirasçılığı yasal mirasçılığı gibi tali nitelikte değildir ve terekede başka mirasçıların bulunması bu durumu engellemez.

Mirasçı bırakmaksızın ölen kişilerin mirasının doğrudan devlete geçmesi kuralına Türk hukukunda bazı özel kanunlarla istisnalar getirilmiştir. İlk olarak, 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 17. maddesi uyarınca, icareteynli ve mukataalı vakıf taşınmazların maliklerinin mirasçı bırakmadan vefat etmeleri halinde, bu taşınmazların mülkiyeti yasal mirasçı sıfatıyla devlete değil, doğrudan ilgili vakfı adına tescil edilmektedir. Bu kural, devletin yasal mirasçılığının çok önemli bir istisnasıdır.

İkinci olarak, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 28. maddesi uyarınca, kuruma bağlı kuruluşlarda bakım altında iken mirasçı bırakmaksızın vefat eden kişilerin mirası doğrudan bu kuruma intikal eder. Kurum da tereke borçlarından sadece kendisine geçen değerler ölçüsünde sınırlı sorumlu tutulmuştur.

Sonuç
Türk Miras Hukuku sistemi, terekelerin sahipsiz kalmasını önlemek adına devleti tali bir yasal mirasçı olarak konumlandırmış, ancak devletin bu sıfatından ötürü haksız bir zarara uğramasını engellemek için sorumluluğunu saf anlamda eşyayla sınırlı tutmuştur. Bu dengeli yapı, kamu düzeninin korunması açısından büyük bir öneme sahiptir.
Ancak devletin mirasçılığı asla mutlak ve asıl hak sahiplerinin haklarını tamamen ortadan kaldıran bir mülkiyet gaspı aracı olarak kullanılamaz. Yargıtayın güncel içtihatlarında da görüldüğü üzere, devlet adına yapılan hatalı ve yolsuz tescillere karşı asıl mirasçıların mülkiyet hakları, herhangi bir zamanaşımı süresine tabi olmaksızın yargı yoluyla korunmaktadır. Bu durum, hukuk devleti ilkesinin ve mülkiyet güvencesinin yargı organlarınca titizlikle muhafaza edildiğinin en somut göstergesidir.

Avukat Mustafa Kök profil fotoğrafı
İstanbul Avukat

Avukat Mustafa Kök

Avukat Mustafa Kök, 2018 yılında İstanbul Ataşehir’de kurulan Kök Hukuk Bürosu bünyesinde miras hukuku, gayrimenkul hukuku, aile hukuku, kira hukuku, iş hukuku, icra ve iflas hukuku, ticaret hukuku, vergi hukuku, sigorta hukuku ve tazminat hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunar.

İstanbul Barosu

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir